İLİM VE İRFAN | Temmuz | 2019 | AYIN KONUSU
Tefekkür, Aklın Kandilidir

Allah’ın insana verdiği en güzel nimetlerden birisi akıldır. İnsan, ancak akıl baliğ olunca, akıl melekesi çalışmaya başlayınca dinimizin emirleriyle muhatap ve mükellef olur. Akıl nimeti kendisinden alınmış birinden hem dini emirler hem de hayata dair sağlıklı fikir ve ameller bekleyebilir miyiz?
Bir yazar, kitabının adını şöyle koymuştu: Düşünmek farzdır. Özellikle farz deyince ibadetler ve onların uygulanışı, yerine getirilişi gündeme geliyor. Peki, Kur’an-ı Kerim’de tefekkür etmemiz gerektiği, düşünmemiz gerektiği Rabbimiz tarafından emir ve beyan buyurulmuyor mu? O zaman, Rabbimizin emrini yerine getirmemiz yani düşünmemiz akıl sahibi olarak hepimize ayrı ayrı farzdır.
Alimler, Allah’ın iki büyük kitabından söz ediyor. Birincisi, kainat ve arkasından gelen ahiret, ikincisi Kur’an-ı Kerim. Hayatımızın hangi noktası, aklımızın hangi kısmı bu iki temel hakikatten azade olabilir ki? Adem peygamberden beri dünya tarihinin akışına insan yön vermiştir. Kıyamete kadar da bu böyle devam edecektir. İnsanın bu hayatı kazanmasında ve sonsuz hayatı için çalışmasında, Allah’ı bilip tanımasında, hatemü’l- enbiya olan Resulullah Efendimize tâbi olmasında ve bütün bunları bir ömür taşımasında tefekkürün hiç yeri ve önemi yok mudur? Elbette, insanı insan eden, Rabbine kul eden, Resulullah’a ümmet eden en kıymetli cevher iman ve tefekkürdür.
Tefekkür edelim, hem bir saat hem bir ömür. Akıldan, zikirden, fikirden, tefekkürden bir an için vaz geçebilir miyiz? Bu nimetlerin bizden alınacağını, karşılığında dünyanın tamamının bize verileceğini söyleseler, ne deriz, neler hissederiz?
Bedenimizdeki göz, kulak, el, ayak nimetlerini bile paha biçilemez olarak görüyor ve biliyoruz. Ya akıl, fikir, tefekkür, zikir nimetleri?
Tefekkürde bazı çok mühim meseleler var; Allah’ın zatını düşünmemek, nimetlerini ve kudretini düşünmek. Bu temel ilkeden sonra İslam ilim ve irfan hayatı tefekkürün boyutlarını şu çerçevede değerlendirmiş: Dünya ve ahiret konusunda düşünmek; işlerin hakikatine ulaşmak; teorik akıl, bilginin bilinene doğru sevk edilmesi; düşünen bir toplum olmak; tefekkür-i mevt: ölümü düşünmek; hikmeti yakalayan ağ: tefekkür; tefekkür, kalbin cevelan edip dolaşması, fikir ise kalbin tanıdığı şey üzerinde durup kalması; aklın gayesine ulaşmasını sağlayacak dilediği şeyi araştırması ve incelemesi; hayat, varlık, bilgi ve kudret için tefekkür; tevhidde tefekkür; yarattıklarının inceliğinde tefekkür; amellerde ve hallerde tefekkür; vaciplerin ilki: tefekkür ve aklın kandili: tefekkür.
Son derece mühim bir meseleyi hakkını veren, birbirinden kıymetli yazılarla işledik. O zaman buyurun birlikte okumaya ve tefekkür etmeye.

Fikir ve Tefekkür
Prof. Dr. Süleyman Uludağ

Fikir (çoğulu: efkar), fikri (çoğulu: fikriyat)
Asım Efendi fikri; bir nesnede imal-i nazarda bulunmak yani düşünmek şeklinde tarif eder ve ifkar, tefkir, fikret ve fikra da aynı anlama gelir; fikir sahibi kişiye fikkir, denir, diyor. (Kamus trc. İstanbul, 1305 cilt 2, s. 611)
Ragıb da fikri; ilmi, maluma yönlendiren bir kuvvet, (el-Müfredat, s. 384) şeklinde tanımlar yani elde mevcut bilgiye dayanarak bir şey hakkında bilgi edinmeyi sağlayan nefsin bir kuvveti, şeklinde tanımlar. Fikir, zihinde sureti hasıl olan nesneler hakkında kullanıldığından Allah için kullanılmaz. “Allah’ın yarattığı şeyler hakkında tefekkür ediniz, fikir yürütünüz; Allah’ın zatı hakkında tefekkür etmeyiniz, fikir yürütmeyiniz.” (Acluni, cilt 1, s. 311) buyurulmuştur.
Seyyid Şerif Cürcani, “Fikir, bir şeyin bilgisine ulaşmak için bilinen hususları, belli bir şekilde düzenlemektir.” biçiminde tarif eder.
(Tarifat, s. 147)
Bahis konusu tariflerden anlaşılan şudur: Fikir, mevcut malumatı ve bilgileri belli bir şekilde kullanarak bunlardan yeni bilgilere ulaşmaktır. Onun için, ilim sahibi olmadan fikir sahibi -mütefekkir- olmak mümkün değildir. Bu yüzden ilim ve irfan ehli olanların veya usta ve uzman (ehl-i vukuf) olanların veya umur görmüş tecrübeli kişilerin fikirlerine daha fazla itibar edilir. Çünkü bunlar bilgi sahibidirler.

Manevi Gelişimde Tefekkürün Önemi
Prof. Dr. Süleyman Derin

Sufiler dünya meşgalelerinin saliki aşırı meşgul etmesinden dolayı zaman zaman halvete girmeyi dervişlere tavsiye ederler, halvet sayesinde salikin zihnini meşgul eden şeylerden kurtulacağını düşünürler. Zira kulak ve göz vasıtasıyla kalbe his nehirlerinden kirli sular dökülmekte ve salikin gönlünü kirletmektedir. Halvet ile mürit bu kirli ve çamurlu sulardan kurtulur. (Bkz. İhya, III, 94) Rabbinin ihsanlarını tefekkür etmeye bunun karşısında kendi acziyetini anlamaya vakit bulur. Bu bağlamda İbn Ataullah’ın, “Kalbe, tefekkür ile geçen uzlet kadar hiçbir şey fayda vermez.” (Bahrü’l-Medid, IV, 229) sözü önemlidir. Bu sebeple hemen her tarikat zikir kadar saliklerine tefekkürü de vazife olarak yükler. Günün belli saatlerini salikler tefekkür- i mevt, muhasebe, murakabe içinde geçirirler. Allah’ın kendilerine verdikleri nimetleri, O’nun (cc) yaratmasındaki eşsiz sanatını görür hayranlık içinde kendilerinden geçerler. Bazen geçmişe seyahat edip mazilerini bazen de ötelere aşıp ahiretlerini tefekkür ederler de, Rablerine daha iyi bir kul olmanın çaresine bakarlar. Yukarıdaki tefekkür çeşitlerine ilaveten örnek olması açısında birkaçını aşağıda ele alalım.

Hikmetin ve Hakikatin Anahtarı: Tefekkür
Doç. Dr. İbrahim Baz

Dünyanın dört bir yanında dertli bir Müslümanla konuşsanız, İslam dünyası hakkında hazin bir ruh haline sahip olduğunu görürsünüz. Günümüz İslam coğrafyası hakkında neden’lerle dolu birçok soru ve nasıl’larla dolu birçok cevap arayışı içerisinde olduğuna şahitlik edersiniz. İşte bütün bu soruların neden’i hakkında söylenecek sözlerin başında Müslümanların kendilerini yücelten ve yükselten kadim geleneklerini terk ettiklerini tespit etmek ve dile getirmek gerekir. Buna verilecek cevapların nasıl’ı hakkında ise dünyayı yaşanmaz hale getiren Batı karşısında reaksiyoner -tepkisel- değil bizzat irfan ve hikmet madenini merkeze alan bir tefekkür ve aksiyona muhtaç olunduğunu ifade etmek gerekir. Batı medeniyetinin öğrettiği sahip olmak dürtüsünden kurtulup, olmak yani kendini gerçekleştirmek peşinde koşmanın insanın ve insanlığın kurtuluşu olduğunu yeniden öğrenmek ve öğretmek. Görüntüsü gönlüne uzak insanların, hayata dair bir mana ve lezzet üretemeyeceklerini, yaşanmaya değer bir hayat sunamayacaklarını bilmek. İşte bütün bunları anlamanın ve gerçekleştirmenin anahtarı, sığlaşmış güncel gündemin arasında sıkışmaktan kurtaran ve külli bir bakış açısı sunan tefekkürdür.
İslam alimlerine göre tefekkür, yalnız entelektüel zihni bir faaliyet olmaktan ziyade aynı zamanda amelin nazariyesidir. Akıldan çok kalbe aittir. Yaşanan bir meselenin, krizin yahut buhranın çözümü için bireyin veya toplulukların arayışını ifade eder. Dolayısıyla tefekkür, aranan bir cevabın sorusunun peşinden koşmak yahut içine düşmektir. Bir konuyu tefekkür etmek için o konunun derdine düşmek ve belli oranda ilmine sahip olmak gerekir. Zira bilinen anlaşılır. Bu yönüyle tefekkür, bilineni yahut görüneni anlamanın arayışıdır. Bilinen ve görünen her şey, bir bütünün parçasıdır. İnsan da parça parça bilir ve parçaları birleştirerek tefekkürle kavramaya çalışır. İlim maluma tâbidir ve malum değiştikçe ilim de değişir.

(Dosya yazılarının tamamı derginin Temmuz sayısında.)

Milli ve dini hatıralarını her yıl canlandırmak, bütün haşmet ve ciddiyetleriyle kutlamak;...

Bakmakla yetinmek, yüzeyde, çeru çöpte kalmaktır....

İlim ve İrfan dergisinin Kasım sayısı çıktı. ...

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016