İLİM VE İRFAN | Kasım | 2019 | DİĞER YAZILAR
Bir Menkıbenin Söylediği: Adalet de İhsan da İmtihandır
SAMİ BAYRAKCI

Dinimizin yüzlerce yıllık azametli tarihi yukarıda zikrettiğimiz olay benzeri sayısız menkıbeyle doludur. Istılahi olarak; bir zatın güzel iş, söz ve hallerini, hayatını konu edinen hikaye ve hatıralar manasını taşıyan menkıbe kelimesinin çoğulu menakıbdır. İlim ve kültür tarihimizin eşsiz sayfaları, menakıb türünde yazılmış yüzlerce esere ev sahipliği yapar. Neredeyse her ilim dalının önde gelen şahsiyetlerinin hayat hikayelerinin anlatıldığı, söz konusu ilim dalına ait menakıb türünde kitaplar vardır. İslam düşünce geleneğinde kıssa, düşüncenin ifade edildiği bir metod olarak önemli ve ayrıcalıklı bir yer tutmuştur. Menkıbelerin asırlarca dilden dile aktarılma ve kaleme alınarak kayda geçirilme nedenleri arasında -özellikle bu eserlerin mukaddimelerinde- pek çok başlık zikredilmiştir. Biz, bir giriş olması açısından bu yazımızda bunlardan sadece birkaçına işaret etmekle yetineceğiz.

Büyük Bir Arif ve Tasavvuf Şarihi: Ebu Talip el-Mekki (ks)
İSLİM GÜMÜŞTEKİN

Mekke’den sonra Basra’ya geçen Ebu Talip Mekki, buradaki tedrisatı esnasında tasavvufi yönü olan Salimiye fırkasının kurucusu Ebü’l-Hasan Ahmed bin Salim (İbn Salim) ile tanıştı, onun kelam ve tevhid hususundaki görüşlerini benimsedi. Hocası olarak ilminden istifade ettiği İbn Salim’in vefatından sonra Bağdat’a giden Ebu Talip Mekki aynı zamanda etkili vaazlar verdi. Özellikle fıkıh ve hadis ilimlerinde tedrisatını belli bir dereceye de ulaştırmıştı. Ancak Ebu Talip Mekki’nin yaşadığı dönem İslam âleminin siyasi otorite açısından buhranlı ve istikrarsız bir sürecine denk gelmektedir. Abbasi dönemine tekabül eden bu süreçte özelikle Bağdat, aşırı Şii İsmailiye’ye mensup Karmatiler tarafından muhasara altına alınmıştı. Bütün bu siyasi karışıklığa rağmen özellikle ilmi canlılık devam ediyordu; kültürel ve felsefi hareketler de oldukça dinamikti. Bağdat’a geldiğinde geniş bir kitleye vaaz vermeye başlayan Ebu Talip Mekki, bazılarının, vaazındaki sözlerini çarpıtmaya çalışıp onu itham ettiklerini anlayınca vaaz vermeyi terk etmiştir.

Kalbimizin Hayret Defteri Olsun
SAİD YAVUZ

İlk kez yağmura çıkan, ilk kez deniz gören, ilk kez kedi gören bir bebeğin hayretini düşünün. Bu dünyayı yaşanılır kılan şeylerden biri de bu. Denir ki her doğan sabah, her doğan çocuk Allah’ın insandan ümit kesmediğinin en büyük işaretidir. Aslında sabah da çocuk da yeryüzünde hayretle bakılacak en güzel iki kardeş gibidir. Peygamber Efendimizin, Allah’ım hayretimi arttır, duası şu anlama da geliyor: Her şeye olabilir gözüyle bakan, baktığı şeyde kalbini hızlandıracak bir sebep bulamayan insanlardan kılma beni. Bu duanın anlattığı ne kadar çok şey var. İnsandan hayret gittikçe geriye kalan şey sıradanlaşma. İş hayatında, aile hayatında bütün hayat enerjisini yitirme. Doğan günün ilk ışıklarından nasibini alamamak. Çocuk seslerinin bir çocuğun sorusunun insanı yeniden hayata bağlayamaması işte aslında içinde var olan hayretin gittikçe yittiğinin işaretleridir. Bugün belki de bizi öylesine sıradanlaştırmaya, gözlerimizi başka sevdalarla doldurarak gördüklerimizde bir hikmet arayacak bakışı bizden almaya çalışan modern dünyaya karşı hayret defteri tutarak karşı gelmek gerekiyor. Bilinci bu şekilde diri tutmak. Çok hoş bir fikir gibi geldi bu bana. Okuduklarımız, dinlediklerimiz ve gördüklerimiz içinde bizi sarsan, bizi bir ırmaktan diğerine atan, dinleyen ya da okuyan o bizi oraya çakılı kılan neyse onu hayret defterine kaydetmek. Sonra tükenmişlik sendromu içine itildiğimiz, kendimizi olaylar karşısında yorgun hissettiğimiz, nefes almakta zorlandığımız bir anda, yokuşların gözümüzde büyüdüğü, sabahların nurunu değil de körünü görmek için kendimizi koyuverdiğimiz bir anda oraya bakmak, oradan ilhamlar kotarmak. Buna gerçekten ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Afrika’nın Yüzakı Bir Tarikat: Senusiler
M. NEZİHİ PESEN

II. Abdülhamid, dünya Müslümanlarını himayesi altında tutmak, birlik ve yakınlaşmayı temin etmek gayesiyle güvendiği ehil isimleri Müslümanların yaşadığı çeşitli beldelere gönderirdi. Güvendiği değerli ve genç isimlerden biri de Sadık el-Müeyyed’di. İlk olarak 1887’de Alman İmparatoru II. Wilhelm’in tahta çıkışını tebrik etmek için Almanya’ya gönderilen heyette yer alan Şamlı Sadık el-Müeyyed, aynı yıl Senusi tarikatı şeyhi Mehdi es-Senusi’ye halifenin hediyelerini götürmekle görevlendirildi. Şeyh, Bingazi’ye bağlı Cağbub’daki zaviyedeydi. Sadık el-Müeyyed şeyhi orada ziyaret etti. Dönüşte şeyh hakkında bilgi veren, Cağbub’da ve diğer zaviyelerde yaşayan dervişlerin hayat tarzlarını, padişaha bağlılıklarını anlatan bir rapor hazırlayıp bunu padişaha sundu.

Bir İmamın Şehadeti:Abdullah Harun
AHMET EDİP BAŞARAN

İslam, bağlılarını sadece sözle sınamaz. Sözün yanına eylemi de koymak gerekmektedir. Bütün ibadetlerde temel ilke bu yüzden dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. Kalbin tasdik ettiği o öz, bir Müslümanda eyleme dönüşür. Dönüşmelidir de. İnandığımız umdeler, esaslar dünyanın rengine ve kalıbına girmeyi kesinkes yasaklar. Dünyayı inandığımız ilkelerin özüyle değiştiremediğimiz müddetçe, dünya bizi değiştirmeye, başkalaştırmaya başlar. Tasavvufun bize emrettiği çile ve riyazet yolu, biraz da bu değişmeye ve dönüşmeye karşı panzehir işlevi görür. Zulme karşı boyun eğmek, zulüm karşısında susmak, inancınızı inkar etmek en başta insanın kendi izzetini, haysiyetini inkar etmesidir. İnsan bütün bir ömrü boyunca şahitlik eder. Şahitliğini canıyla ödeyenlere ise şehit deriz.
İmam Abdullah Harun, şahitliğini hem kanıyla hem canıyla ödemiş bir isim. Güney Afrika’daki İslami mücadelenin sembol isimlerinden biri. Barney Desai ve Cardiff Morney’in İmamın Öldürülüşü isimli biyografik çalışması, bu öncü ve sembol ismin hayatını bütün çarpıcı detaylarıyla aktarır bize. Güney Afrika’daki ırkçı apartheid rejimine karşı direnen ve İslam’ın mesajını dört bir yana yaymak için soylu bir mücadelenin içine giren İmam Harun’un hayatı başlı başına çok önemli bir ibret ve şuur vesikası. İbret çünkü kaçımız o işkencelere rağmen inancımızdan zerre miskal taviz vermeyecek bir haldeyiz? Şuur çünkü gördüğü bütün işkencelere rağmen aklından, kalbinden Bilal’in kızgın kayalar altında söylediği, Allah ahad, Allah ahad cümleleri geçen, inanmış, teslim olmuş bir muvahhid İmam Harun.


(Yazıların tamamı derginin 87. sayısında.)

Milli ve dini hatıralarını her yıl canlandırmak, bütün haşmet ve ciddiyetleriyle kutlamak;...

Bakmakla yetinmek, yüzeyde, çeru çöpte kalmaktır....

İlim ve İrfan dergisinin Kasım sayısı çıktı. ...

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016