SAADETTİN ACAR | Şubat | 2018 | BAŞLARKEN
Sözün çok büyük bir gücü var ve aynı oranda hatta daha da fazla bir sorumluluğa sahiptir her kelime. Dolayısıyla söz söyleyenler sadece sözün gücünün cazibesine kapılıp onun sorumluluğunu göz ardı etmemelidir. Çünkü güç, sorumlulukla kontrol edilmedikçe zalim olur. Zalimler sözün büyüsüne kapılıp sorumluluğunu hesap etmeyenlerdir belki de.
Sözün sorumluluğunu ihmal etmek, anlaşma ve konuşma zeminini ortadan kaldırır. Sözün gücüne yaslanıp sorumluluğunu hesap dışı bırakmak, zalim olmaya doğru kapı açar.
Eğer sözümüze kulak kesilenlerin varlığına inanıyorsak: sözümüzü daha dikkatli kullanmak, karşı tarafın kavrayış seviyesini hesaba katmak durumundayız. Neticede biz ne söylersek söyleyelim “söylediklerimiz karşımızdakinin anlayabildiği kadar olacaktır.”
Söz ağızdan çıktıktan sonra “özel”liğini kaybeder, kamusal bir hüviyet kazanır. Dolayısıyla istediğimizi istediğimiz üslupla seslendirme hakkına sahip değiliz. Bu sözü duyabileceklerin hissiyatını hesap etmeden sarf edilen her söz, karşı tarafın hukukuna tecavüzdür. Söz tek kişilik bir iş değildir dolayısıyla. Her konuşma en az iki kişiliktir. Ve sözü sarf eden kadar, duyan da o sözün üzerinde “söz hakkı”na sahiptir.
Söz yazının can almış hali; yazı, sözün kayıt altına alınmış şeklidir. İnsanlar konuşarak yazıya can verirler, yazarak söze şekil verirler.
Konuşmak, çoğu zaman bir boşluğa seslenmek gibi gelse de bize, aslında öyle değildir. Söz bir an için tereddüt etse de, neticede muhatabını arar ve bulur. Muhatabını bulana kadar da boşlukta gezinir durur. Onun için kimi sözler sarf edildikten uzun zamanlar sonra anlaşılabiliyor, ne anlama geldiği ancak uzun zaman sonra fark ediliyor.
Söz uçar, yazı kalır mı? Bizim dünyamızdan bakınca bu böyledir de, acaba gerçekten söz uçar mı? Hakikatte, sarf edilen her söz bir yerlerde kayıt altına alınmıyor mu? Doğrusu, sözün uçtuğu ama kaybolmadığıdır. Söz uçar ama kayıt edilir yani. Söz kaydedilir ve sahibini de kayıt altına alır. Dolayısıyla her söz, sahibinin, ya lehinde ya da aleyhinde kullanılmak üzere bir yerlerde bekletilir. Söz gibi güçlü bir silahı var insanoğlunun ama herhalde onun farkında değildir ki sözü hoyratça, patavatsızca ve özensizce kullanıyor: kısacası heba ediyor, israf ediyor onu.
Söz israfı, çok fazla konuşmaktır, yerli yersiz konuşmaktır, ama bundan da öte belki sorumluluğunu hesap etmeden konuşmaktır. Sorumluluk bilinciyle kuşanmamış / kuşatılmamış her söz israf edilmiştir.
İnsanoğlu hayata sözle dayanır, hayata karşı söze dayanır. Hayatın acımasızlığına karşı sözün şefkatli kollarına sığınır: Söz alır, söz verir, söz kullanır.
Yeryüzündeki en kutsal sözler, Allah’ın sözleridir. Onlar insanî kavrayışın çok üstünde bir yerde dururlar. İnsanî kavrayışın üstünde olmak onun kavramayacağı anlamında değil onun tasarlayamayacağı bir yerde olmak anlamındadır. Allah kelamını hiçbir beşeri zeka tasarlayamaz, oluşturamaz, tümüyle olmasa da anlar ama. Çünkü bu söz, kavranılsın diye kolaylaştırılmıştır. Zaten bu sözün büyüklüğünün bir yönü de: Malzemesinin, insanların kullandığı malzemeyle aynı olmasına rağmen, tüm insanlar bir araya gelse bile bir benzerini ortaya koymaktan aciz olmasından kaynaklanır.

Milli ve dini hatıralarını her yıl canlandırmak, bütün haşmet ve ciddiyetleriyle kutlamak;...

Bakmakla yetinmek, yüzeyde, çeru çöpte kalmaktır....

İlim ve İrfan dergisinin Kasım sayısı çıktı. ...

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016