İLİM VE İRFAN | Nisan | 2020 | AYIN KONUSU | Okunma: 209
Hayatın Bir Yarısı: Kadın

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerife göre kadının yeryüzündeki macerası erkekle birlikte başlar hatta bununla eş zamanlıdır, diyebiliriz. Allah Teala önce Adem’i, Adem’den de hanımı Havva’yı yaratmış, ikisini birlikte cennete koymuş, ortak düşmanları şeytan her ikisini de hataya düşürmeyi başarmış, ikisi birlikte cennetten çıkarılmış, yeryüzüne düşmüş, affedilmişler, İlahi emir ve hükümlerle sorumlu olmuşlar, düşmanları iblise karşı birlikte mücadele vermişler, insanlığın ilk babası ve annesi olmuşlardır.
Bir kadını kadın olduğu için ayıplamak onu kadın olarak yaratan Allah Tealayı ayıplamak anlamına gelir, bunu ancak aklen ve fikren nakıs, mantıken zayıf kimseler yapar.
Yüce Allah, “Sizi eşler olarak yarattı.” (Fatır, 11) buyuruyor. Kadınlı erkekli yaratılmış olmayı büyük bir lütuf ve nimet olarak gösteriyor. Eşlerin aynı cinsten olmalarını kalp huzurunun, ruh sükununun sebebi olarak zikrediyor. (Rum, 21) O halde eş sahibi olmak en büyük nimet, eşi mutlu etmek en büyük görevdir. Babasız, kardeşsiz, oğulsuz, kocasız, amcasız, dayısız, dedesiz bir hayat bir kadın için anlamsız ve çekilmez olduğu gibi; annesiz, bacısız, kızsız, hanımsız, halasız, teyzesiz ve ninesiz bir hayat da bir erkek için anlamsız ve çekilmezdir. Mutlak kemal, Cenab-ı Hakk’a mahsustur. Kadın da erkek de noksan ve kusurlu tarafları olan varlıklardır. Kadında bulunan bazı özellikler ve nitelikler erkeklerde; erkeklerde olan da kadınlarda yoktur veya zayıf olarak vardır. Bu durumda, evlilik bağıyla bir araya gelen bir kadınla erkek birbirinin eksiğini tamamlayarak daha mutlu, daha huzurlu, daha güvenli bir hayat yaşama imkanına sahip olurlar.
İslam, Saadet asrında kadınlara haklarını o günün şartlarında tam olarak vermiştir. Bugün, haklar ve özgürlükler konusunda anlamı ve içeriği olmayan bir eşitlikten söz edip kadını erkekle yarıştıranlar ona en büyük haksızlığı yapmaktadır. Kadın-erkek birbiriyle yarışsın, birbiriyle rekabete girsin diye değil birbirini tamamlasın, birbirine destek olsun diye farklı iki cins olarak yaratılmıştır.
Tarikat ehlinin de kadın konusundaki görüşleri önemli ölçüde dini, ahlaki ve insani değere uygundur. Hangi kesimden olursa olsun, uç noktada olanlar, aşırıya gidenler bizim için makbul ve muteber değildir.
Çok hassas bir konuda mühim bir dosya hazırladık. Buyurun birlikte okumaya.

Dünyadaki Sınavın İki Başkahramanı: Erkek ve Kadın
Prof. Dr. Ali Akpınar

İki K meselesi. Kader ve kadın konusu, ilk dönemden itibaren ümmeti meşgul etmeye devam etmektedir. Bu, asla İslam’ın bu iki konudaki açıklamalarının yahut bu iki konuya dair getirdiği ilkelerin yetersizliğinden değildir. Aksine konuların Kur’an ve Sünnet bütünlüğü içerisinde doğru bir şekilde anlaşılıp sağlıklı bir biçimde hayata geçirilmemesindendir.
Bir kere şu öncelikle bilinmelidir ki insan/beşer, erkek ve kadınla birlikte insandır. Nitekim ilk insan yaratılmış, hemen akabinde eşi yaratılmış, insanlığın hayatı erkek ve kadınla birlikte başlamıştır. İlk insan eşiyle birlikte bir müddet cennete yerleştirilmiş, daha sonra birlikte yasak çiğnenmiş, birlikte dünyaya indirilmiş, birlikte tevbeye sığınılmış, birlikte affedilmiş ve insanlığın nesli kadın-erkek birlikteliğiyle devam etmiştir. Dünyadaki sınav, insan olarak, kadın ve erkek birlikte gerçekleşecektir. Bu anlamda İslam’a muhatap olma bakımından erkek ve kadın birdir. İki cinsin, fiziki bazı yönlerinin ve hayat sürecindeki bir kısım rollerinin farklı olması onların dine muhatap ve sorumlu olmalarına engel olmamıştır.

Kadın Meselesi: Eşitlik Değil Adalet
Prof. Dr. Selahattin Yıldırım

Allah Tealanın kadın için takdir ettiği en büyük görev ve en şerefli vasıf anneliktir. Bir hadislerinde Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Cennet anaların ayakları altındadır.” (Nesai, Cihad, 6) Hazret-i Peygamber bu hadisi, gazaya çıkmak isteyen ancak yanında hizmete muhtaç annesi bulunan bir sahabiye annesine hizmet etmesi için evinde kalmasını tavsiye ederken irad buyurmuştur. Hadisin vermek istediği ders, annelere hizmette kusur etmemek, onlara karşı son derece tevazu gösterip ayaklarının altındaki toprak gibi olmaya çalışmaktır. Dikkat edilirse hadiste cennet kadınların değil annelerin ayakları altındadır buyurulmuştur. Dolayısıyla kadın için en büyük ideal, bir çocuk dünyaya getirmek ve büyütmekten çok daha fazlası olan metafizik bir durum olarak anneliğin sırrına ve hikmetine erebilmektir.
İslam kadına annelik ile en büyük değeri vermişken günümüz İslam dünyasında malesef artan bir hızla eşitlik söylemi üzerinden kadın çeşitli alanlarda istihdam edilmektedir. Bu da gayet tabii bir biçimde kadını asli vazifesinden uzaklaştırmakta ve bu durumun yol açtığı menfi tesirler toplumun her kesiminde çeşitli seviyelerde görülmektedir. Halbuki annelik vasfını kazanmış bir hanımefendi, evlendiği kocasını mutlu ederek evini sıcak bir yuvaya dönüştürüp mamur ettiği gibi huysuz bir kadın ise yaşadığı evi cehenneme çevirir.
Anne, İlahi kudret eliyle genişletilmiş rahmet kucağıdır. Molla Cami Hazretleri şöyle demiştir: “Ben annemi nasıl sevmem ki, o, beni dokuz ay karnında, uzun bir zaman kucağında, ölünceye kadar da kalbinde taşımıştır. Ona saygısızlık göstermekten daha aşağılık bir şey bilmiyorum.” Babaların taşkınlıklarını, çocukların usandırıcı hırçınlıklarını eritebilecek fazilet cevheri anne kalbinden başkası değildir.

Örnek Bir Kadın: Hazret-i Rabia Adeviye
Prof. Dr. Süleyman Derin

Maneviyat semamızın en önemli yıldızlarından birisi Rabia Adeviye’dir. Zengin ve köklü bir aileden gelmemesine rağmen Rabbine olan derin bağlılığı, muhabbeti ve ibadetiyle erkeklerin bile önüne geçmiştir. Bir rivayete göre kendisi esir edilmiş ve efendisi onu takvasından dolayı azat etmiştir. Onun kölelikten kurtuluşunu Feridüddin Attar Hazretleri şöyle anlatır: “Rabia, daima oruç tutuyor, her gece sabahlara kadar ayakta namaz kılıyordu. Bir gece efendisi uykudan uyandı, bir ses işitti; dikkat edince secde halindeki Rabia’yı gördü, şöyle diyordu: ‘Ya Rabbi! Biliyorsun ki gönlümün arzusu senin fermanına uymaktır, göz aydınlığım ise dergahında hizmet etmektir. Eğer elimde olsaydı sana hizmetten bir an geri kalmaz, durup dinlenmeden hep sana itaat ve ibadet halinde bulunurdum. Ama sen beni bir mahlukun emri altına soktun, bu nedenle sana hizmetten geri kalıyorum!’ Efendisi dikkatle bakınca Rabia’nın başucunda asılı bir kandil gördü. Kandil bir zincire bağlı olmaksızın havada asılı duruyordu. Ev tamamıyla nurla dolmuştu. Bu kerametleri görünce efendisi kendi kendine, ‘O artık köle olarak tutulamaz.’ dedi. Sonra Rabia’ya, ‘Seni azat ettim, dilersen burada kal, hepimiz sana hizmet edelim, bunu dilemezsen gönlünün dilediği yere git.’ dedi. Bunun üzerine Rabia izin isteyip oradan ayrıldı ve kendini ibadete verdi.”
Derler ki, bir gün bir gece boyunca bin rekat namaz kılıyordu. Zaman zaman da Hasan Basri’nin (ks) meclisine gidiyordu. (Tezkiretü’l-Evliya, Feridüddin Attar)

(Dosya yazılarının tamamı derginin Nisan sayısında.)

Zat-ı Barisi dışında her şey fani olan, saltanatı dışında her şey son bulan yüce Allah’a hamdolsun....

İnsanoğlu tarih boyunca kendi özünün, anlamının arayışı peşinde koşmuştur. Ne olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gittiğini daima sorgulamış...

İlim ve İrfan dergisinin Ekim, 2020 sayısı (sayı: 98) tedbir ve takdir dosyasıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016